İÇTEN İÇİŞLERİ KOMİSYONUNA ÇÖZÜM SÜRECİ İLE İLGİLİ KONUŞMASIYLA DAMGASINI VURDU

AK PARTİ DİYARBAKIR MİLLETVEKİLİ CUMA İÇTEN İÇİŞLERİ KOMİSYONUNA ÇÖZÜM SÜRECİ İLE İLGİLİ KONUŞMASIYLA DAMGASINI VURDU

Son günlerde gündemden düşmeyen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” İçişleri Komisyonu’nda hararetli tartışmalar eşliğinde devam ediyor. Konuyla ilgili AK Parti Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’in dün komisyonda yaptığı konuşma ise hem başlangıcından bu güne Çözüm Süreci hem de bölgeye ilişkin birçok konuya açıklık getirerek adeta komisyona damgasını vurdu. Konuşmasında birlik, beraberlik ve sinerji vurgusu yapan İçten’in konuşması:

BU ÜLKE EDİRNE’DEN HAKKARİYE AĞRI’DAN İZMİR’E BİZİM VATANIMIZ

Bir Kürt olarak, Ak Parti’den Diyarbekir milletvekili olarak seçilerek gelmiş bir kardeşinizim. İlerleyen süreçte derin ve belki farklı algılanmaya sebep olur düşüncesi ile başta şunu ifade etmeyi doğru buluyorum. Ben bir Kürt’üm ve bir Kürt olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan, sizler ile aynı çatı altında, aynı bayrak altında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak görev almaktan onur ve şeref duyuyorum. Ben burada bulunan birçok insan gibi elhamdülillah müslümanım ve bundan da onur ve şeref duyarım.
Ben bu ülkeyi Edirne’den Hakkari’ye vatan olarak görüp farklı dilleri dinleri renkleri ve mezhepleri kendi içersinde yaşayan 50 den fazla medeniyetlere ev sahipliği yapmış, binlerce yıl insan hak ve özgürlükler noktasında dünya ülkelerine emsal teşkil etmiş bir vatanda yaşamaktan onur duyuyorum. Kürtler’in de Türkler’in de aynı coğrafyada binlerce yıl kardeşçe yaşamış bu ortak dili oluşturmuş bir tarihin mirasçısı olmaktan onur duyuyorum. 81 ili vatanı olarak gören, ay yıldızlı bayrakta dedemin kanını koklayan, aynı tarihin ve medeniyetin içersinde yoğrulduğumuz her din ve dil ile bir arada birlikte yaşamak arzusunda olan ve bu uğurda mücadele veren biriyim.
HİÇ KİMSEYLE KİŞİSEL BİR HESABIM KIRGINLIĞIM KAVGAM YOKTUR
Benim hiç kimse ile kişisel bir hesabım bir kırgınlık ve kavgam yoktur. Öncelikle sizlerde bizlerde lokal anlamda bizlere teveccüh gösteren oylarını bizlere verip meclise yollayan halkımızın temsilcisiyiz ve halkımın taleplerini iktidarda olmamız hesabı ile öncelikle hassasiyetlerimi Partimin üst kurulları ile paylaşıp sonrasında ise meclis bunların yasal çerçeveye kazandırıldıktan sonra meclis ile paylaşmaya çalışmaktayım.
Hükümetimiz tarafından çıkan yasalarda birçok milletvekili arkadaşlarımın ciddi katkıları vardır ve hepsine bu mücadelelerinden dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum. Bugün eğer çözüm sürecine yönelik kanun taslağını konuşuyorsak bu ve benzeri demokratikleşme adımlarındaki yasalar buna en iyi örnektir.
KÜRT SORUNUNU AK PARTİ ÖNCESİ VE SONRASI OLARAK ELE ALMAK LAZIM
Bir kere daha ifade etmek istiyorum ki: Kürt sorununu Ak Parti iktidarı ve sonrası olarak ele almak lazım. Ak parti iktidarından öncesinde bu ülkede kardeş kanı dökülüyor ve vatandaşlarımız birbirlerini öldürüyorlardı. Kürt sorununa 1925′ lerde, 1937’lerde askeri darbelerde kapatılan ahıra çevrilen camilerde inkar ve ret politikalarında cezaevlerinde köy yakmalarında faili meçhul cinayetlerde aramak lazım. Diyarbakır meydanında istiklal mahkemeleri tarafından 1925 yılında 47 dedemizi yargısız infaz edilerek darağacında asanlara sormak lazım. Kürt sorununu iyi anlamak için 1937 Diyarbakır’dan kalkan uçakların Dersim’i kadın çocuk yaşlı ayrımı yapmaksızın katlederken, insanların çıplak bir vaziyette kendi ölümlerini beklerken gözyaşlarına ve ahlarına bakmak lazım.
GÖZYAŞI DÖKEN ANNELERİN SADECE KÜRT OLDUĞU İÇİN KATLEDİLEN İNSANLARIN AHLARINDA KÜRT SORUNUNU ARAMAK LAZIM
1925 ile 1950 ve 1990 ile 2001 yılları arasında dedelerimizin bizlere miras olarak bıraktığı, her taşında anılarımızın olduğu evlerimizin köylerimizin devlet tarafından aleni bir şekilde yakılarak; Bir gece ansısın at arabaları arkasında gözyaşı akıtarak ayrılmak zorunda kaldığım köyleri izlerkenki düşüncelere bakmak lazım. Yozgat’ta Konya’da Çorum’da Ankara’ya göçe zorlanmış Kürtlere sormak lazım. Askeri darbeler sonucunda sadece kürt olduğu için katledilen insanlara bakmak lazım. Cezaevlerinde annesinin yolunu gözeten annesi geldiğinde tek kelime Kürtçe konuşamayan ve bundan dolayı gözyaşı döken annelerin gözyaşına bakmak gerekir.
20 yıl boyunca OHAL ile yönetilerek 1 saatlik mesafede olan köyüne 21 saatte giden köye giderken aldığı şeker ve unun, karnedeki hesabını veren babalarımızın ve bizim gözyaşlarına bakmak gerek. Köyde bir gece yarısı asker postallarının tekmelediği kapılar ardında çocuksu korkularımızla divanın altına saklandığımız ve elimiz ile araladığımızda annelerimizin babalarımızın askerler tarafından dayak yediğinde kendimize ağlayarak verdiğimiz sözlere bakmak lazım.
KÜRT SORUNUNU YUVASINDAN KOPARILAN ÇOCUĞUNUN ARDINDAN YERE YIĞILAN BİR BABAYA SORMAK LAZIM
Kürt soruna bakarken senin hakkını savunacağım deyip; Gece kafasına silah dayayıp, “Senin köyünden bana katılan olmadı, bu köyden 5 genç alacağım!” diyen ve annelerin kucağında çocuklarını zorla alıp zifiri karanlığında dağlara giderken bir babanın çaresizce yerlere yığıldığında döktüğü gözyaşına bakmak lazım. “Sen Kürtsün, neden bize ihanet ettin?” deyip; Kulp’un KOÇKAR köyünde korucu ailenin yaşlı kadın hamile çocuk demeden çocuklarını gözleri önünde katledip buda sana ders olsun derken ağzına para yerleştirildiğinde bağlandığındaki bir kürtün gözyaşlarına bakmak lazım.
Dağa çıkan çocuğunun cenazesi geldiğinde istediği mezarlığa gömemeyen kendi cenazesine dahi sahip çıkamayan, çaresizlik içinde uzaktan çocuğunun tabutuna bakıp kan ağlayan annelerin babaların kardeşlerin gözyaşına bakmak lazım. Kürt’leri ya PKK ya devletten olmaya zorlayan ve bir tercihte bulundurup bulunduğu tercihin bedelini her halükarda canıyla ödeyen, çocuklarını bir bir bu tercihlere teslim etmeyip büyükşehirlere en ıssız karanlılarda kaçanlara geldikleri şehirlerde onurları ile mücadele ederken başlarından geçen biri bir hikayeleri anlattığımızda herkesin göz yaşlarına bakmak lazım.
SEVDİĞİM BİR SANATÇININ KASETLERİNİ DİNLEYİP İŞKENCE GÖRDÜĞÜMDE KÜRT SORUNU DENİLEN ACIYLA TANIŞTIM
İşte ben kendime geldiğimde bunları sordum dedeme… Babaanneme sordum. Babaannem şeyh sait olaylarında köyde yaşayan birisi iken askerlerin köyleri yakacağı haberi üzerine henüz 6 aylık olan çocuğu ile dağlara kaçmış ve yakılan köyüne geri döndüğünde 6 aylık bebeğini soğuktan göğsüne yasladığı için boğmuş olacaktı. Evet, babaannem kürt sorunu bana bu şekilde anlattı. Şiwan Perver’in kasetlerinin serisi evimde olduğunda 2001 yılında işkence gördüğümde ben de kürt sorunun ne olduğunu gördüm.
Ya da dağa çıkan bir çocuğun girdiği yeni ortamdan bir neden ile çıkmak istediğinde infaz edilmeden kulağında annesinin sözlerini hatırlamasına bakmak lazım. Okula gittiğimde okulda öğretmenim bana Türkçe anlamadığım bir şeyleri anlatırken eve geldiğimde annem ve babam da bana anadil dedikleri Zazaca’yı konuşuyordu. Şimdi de kendi dilimizi unuttuk Türkçe konuşmaya çalışıyorum. Onu da pek beceremiyorum sanırım.
ASKERDE 30 KARDEŞİMİ ŞEHİT VERDİM
Bunları çok uzatabiliriz, herkesin acıları başka. Benim beynim de kalbim de mezar taşına döndü. İlkokulu ortaokul lise sıralarında mahallede birlikte top oynadığım birçok arkadaşımı ama askerde ama faili meçhul cinayetlerde ama dağlarda ölümlerine şahit oldum. Askerliğimi Hakkari, Çukurca ve Van, Gürpınar’da komando olarak yaptım. Sadece kendi taburumda 30 asker arkadaşımı şehit verdim. Şehit olan arkadaşlarımın annelerini televizyonlarda tabuta sarılı halini görünce bir an annemi, ailemi, sevdiklerimi ve kendimi düşündüm.
BİZ BİRDİK AYNI DAMARDA AKAN KANDIK NE OLDU BİZLERE?
1997 ÇEKİÇ harekatında çatışmalar dindiğinde dağda başıboş kürt çocuklarının cenazelerini gördüm ve bir şey fark ettim. O dağda tek başına yatan ve ölen çocuğun boynunda cevşen vardı sonra baktım bende de var. Aslında hiçbirimizin bir diğerinden farkı yoktu. Aynı damarda akan kandık. Gözyaşlarımızın, acılarımızın veya hasretlerimizin rengi aynıydı. Bizdik, birdik. Sahi, ne oldu bizlere?
İKİ KÜRDÜN İLETİŞİM KURMASI İÇİN TÜRKÇE’YE İHTİYAÇ VARDIR
Bakın, bir örnek vermem gerekirse; Gecen yıl Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesi’nde bayram ziyareti için hasta ziyareti yapıyoruz. Girdiğim bir odadaki hastaya “Allah şifalar versin.” dediğimde hasta bakıcı benimle kütçe konuştu. Ben de ona Zaza’ca cevap verdiğimde az önce Kürtçe konuşan kişi bana dönüp Türkçe olarak “Sen hangi dilde konuşuyorsun?” dedi. Ben de ona “Kürtçe” dedim. “Sen, Kırmançi konuşuyorsun, ben de Zaza’ca konuşuyorum.” dedim ve ona dönüp şunu söyledim; “İki kürdün iletişim kurması için Türkçe’ye ihtiyaç vardır. Türkçe, Kürtlerin ortak dilidir.” dedim. Bu anlattıklarım olmamış olsaydı, yaşanmasaydı acaba PKK diye bir örgüt olur muydu?
AK PARTİ İKTİDARIYLA KÜRT SORUNU SORUN OLMAKTAN ÇIKMIŞTIR
Bana göre AK parti iktidarı ile ve demokratik paketlerimiz normalleşme süreci ile birlikte kürt sorunu sorun olmaktan çıkmıştır. Artık Kürt sorunu yoktur. Bu ülkede bir Arab’ın bir Boşnak’ın ne kadar sorunu varsa bir Kürt’ün de bu kadar sorunu vardır. Ülkemin birçok sorunları vardır ve bu süreçte meclis çatısı altında iktidarı ve muhalefeti ile birlikte bu sorunları çözeceğiz.
BİZ İKTİDARA GELDİĞİMİZDE OHAL ZATEN ÜLKEYİ BÖLMÜŞTÜ
Çözüm süreci benim için kendi insanlarım ile sevgi ile kucaklaşmak ve eski üzücü anıları gömmek demektir. Yaklaşık 1.5 yıldır hiç bir çocuğumuzun cenazesi gelmiyor. Oysaki 30 yılda 50.000 insanımız öldü ve bunların isimleri anmaya başlasak saatler ve günler sürer. 50.000 insan… Dile kolay… Bazı arkadaşlarımız siz ülkeyi bölüyorsunuz diye ithamlarda bulundular. Biz iktidara geldiğimizde zaten bu ülke bölünmüştü. Çünkü ülkenin doğusu OHAL ile yönetiliyordu OHAL zaten bizi birbirimizden ayırmıştı. Biz ülkeyi bir bütün haline getirdik.
BİR KÜRT OLARAK BEN FARKLI BİR DEVLETİN KURULMA TALEBİNE KARŞIYIM
Bir Kürt olarak ben farklı bir devletin kurulma talebine karşıyım. Bir Kürt olarak eyalete ve özerkliğe de karşıyım. Bu sistemlerin bizleri ayrıştıracağına inanıyorum. Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı en büyük şehir İstanbul’dur. Ben eşit bir vatandaş olarak aynı haklara sahip olarak bu ülkede birlikte berber yaşamak isteyenlerin sesiyim ve biz çoğunluğuz. Ak parti olarak da biz bunun mücadelesini veriyoruz.
Biz şu an Bingöl’de 2.200 rakımda bayrağımızı dalgalandırıyoruz ve kurulduğumuzdan beri bu çizgideyiz. Biz Hakkari’deyiz, Van’dayız, Edirnede’yiz. Güneydoğu’da ve Doğu’nun her şehrinde her ilçesindeyiz ve orda yaşayanları kendi vatandaşımız olarak görüyor ve onları da anlayacak siyaset dili geliştiriyoruz. Tüm vatandaşlarımızda hukuk içinde sistem içersinde tutup tanımaya kendisini ifade etmeye çalışıyoruz.
BU ÜLKEDE HERKES HERŞEYİ DÜŞÜNÜP SÖYLEYEBİLMELİ
Dolayısıyla siz, rahat olun. Muhalefet olarak sizler Türkiye’nin her ilinde ve bölgesinde olamayabilirsiniz. Ama biz varız ve sizin ulaşamadığınız yere biz ulaşıyoruz, rahat olun. Bu ülkede herkes herşeyi düşünüp, söyleyebilmeli bundan çekinilmemeli. İşte bu yüzden bu sürecin adı “Çözüm Süreci” İşte bütün mücadelemiz bir olmak, aynı olmak ve kendimizi özgürce ifade ederek yola devam etmek…
BİZ VARKEN KİMSE BU ÜLKEYİ BÖLEMEZ PARÇALAYAMAZ
Eskiden Kürt’üz diyemezken şimdi meclis çatısı altında hayal bile edemeyeceğimiz cümleler kelimeler ve talepler konuşuluyor. Biliyor musunuz, bazen kendi kendime acaba rüya mı görüyorum? diye düşünüyorum. Ben ve benim gibi düşünen Kürt’ler bu ülkede o kadar çok ki: İnanın, biz varken kimse bu ülkeyi bölemez parçalayamaz. Rahat olun. Biz bu yüzden buradayız. İşte biz bu yüzden “Yeni Türkiye”nin kardeşliğin, barışın, birliğin, sevginin, saygının teminatıyız. Sizlerle birlikte yeni bir medeniyeti inşa ediyoruz.
PKK BU ÜLKENİN BİR GERÇEĞİDİR
Seversiniz sevmezsiniz ama bazı gerçekler var. PKK bu ülkenin bir gerçeği. Ve içersinde kendi vatandaşlarımız var. Dolayısı ile PKK içersinde yer alan ve o ana yakın olanlar İmralı’yı kendilerine önder görebilir. Bu, bazı Kürtlerin yaklaşımıdır. Bu sorun bitecekse elbette devlet içindeki bir kurum bu görüşmeleri yapmalı ve sorunu çözmeye gitmelidir. Oslo görüşmeleri provoke edilemeseydi acaba şu an silahlar bırakılır mıydı ? Devlet PKK kurulduğundan beri zaten görüşüyor. Şimdi doğru insanlar üzerinden görüşmeler yapılıyor.
ELBETTE KANDAN BESLENENLER ÇÖZÜM SÜRECİNİ İSTEMEYECEKLERDİR
Elbette ki PKK’nın içersinde çözü sürecinden rahatsız olanlar var ve bundan rant elde edenler akan bu kanın devam etmesini talep etmektedir. Elbette ki kandan beslenenler bu işi bozmak isteyecektir. Ama biz, sizlerle birlikte, sağlam iradeyle bu işte devam etmeliyiz. Birileri yol kesiyor veya hala hukuk dışı işler yapıyor diye: Devlet olarak bizim buna göz yummamız mümkün mü? Öyleyse soruyorum. Peki, benim seyahat özgürlüğümü kim sağlayacak?
ÇÖZÜM SÜRECİ AK PARTİ’NİN TEK BAŞINA YÜRÜTEBİLECEĞİ BİR SÜREÇ DEĞİLDİR
Evet , zaman zaman birileri yol kesmek istemiş olabilir ama ben Diyarbakır milletvekiliyim. Lütfen yol kesildi denilen yerlere gelin hep birlikte gidelim. Aylarca yol kapalıysa bunu gelip yerinde birlikte tespit edebilirdik. Çözüm süreci, AK partinin ve hükümetin tek başına yürüteceği bir süreç değildir. Çözüm sürecinin tek muhatabı da pkk değildir. Bu yaklaşım da kürtleri reddetmek demektir. Çözüm Süreci’nde tüm renklere, tüm seslere, tüm siyasi partilere yani hepimize ihtiyaç var.
ÇÖZÜM SÜRECİNİN MUHATABI HEPİMİZİZ
Dolayısıyla PKK talepleri üzerinden bu işler yürümüyor, yürümez de. Sadece PKK muhatap alınmaz, alınmayacaktır da. Muhatap, halkın tüm katmanlarıdır. Eğer öyle olsa bizim gibi düşünen kürtler ne olacak? Bölgede farklı siyasi partiler cemaatler, vakıflar ve kanaat önderleri var ve bunlar hem PKK hem bizden de farklı düşünmektedirler. Çözüm sürecinin muhatabı hepimiziz. Sorun sadece siyasi talepler ve yaklaşımlar değildir.
ÇÖZÜM SÜRECİNİN BEREKETİ YAŞAM STANDARTLARINI YÜKSELTİYOR
12 yıldır ak parti olarak bölgeyi şantiye alanlarına çevirdik ve 80 yıldır gitmeyen asli yatırımlar bizim dönemimizde gitmeyi başladık. Sadece Diyarbakır’da bir yıl içersinde alınan yatırım bedeli 1.5 milyar kiranın üzerinde olmuştur. Şu an bölgede onlarca barajlar yapılmakta ve bu barajlardan sonra 3 milyon hektar alan sulu tarıma geçecek sadece güneydoğuda 3 milyon insanımız 2016 tarihi itibari ile iş bulacak ki bu bölgedeki işsizliğin bitmesi demektir.
Tüm dinlerin değerlerini ve tarihi eserlerini barındıran bir vatanımızdan bahsediyorum. Turizm değerlerimiz hala bakir. Bölgeyi 6 bölge ilan ettik ve yatırımcılar şu an sırada. Çözüm sürecinin bereketidir bunlar. Yaşam standartları yükseldiğinde hiç illegal örgüt barınamayacaktır. Dün olmayan tüm haklar bugün verildi ve hiç biri yarım olmadı bunu görmek gerekmez mi?
12 AĞAÇ İÇİN KIYAMET KOPARANLAR BİNLERCE ŞEHİDİMİZ İÇİN NE YAPTILAR?
12 ağacın yer değiştirilmesi ile ilgili bazı şehirleri savaş alanına çevirenler bir günde 100lerce asker şehidimiz geldiğinde ne yapıyorlardı? İlk defa çözüm süreci ile birlikte Kürtler, kürtlere karşı dik durmaya başlamış ve anneler de onurlu bir mücadele içersine girmişlerdir. Çözüm Süreci olmasaydı acaba annelerin bu direnişi olur muydu?
Şimdi batıyı ve doğu bütünleştiren bu yasayı destekliyorum ve destek veren milletvekillerine de teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.

Pin It

Comments are closed.